|
ORGANİK TARIMIN ÖNEMİ
Ekolojik ürünler pazarında yıllık 25 milyar dolar civarındaki pazarın yarısı AB'de. Ürünler yakın zamana kadar ekolojik ürün satılan pazarlarda ve özel ihtisas dükkanlarında satılıyorken artık süper marketlerde bulunuyor ve konvansiyonel gıdadan nispeten daha pahalı olmaları bu pazarın hızla büyümesini engelleyecek gibi gözükmüyor.
Uzmanlar AB'de üretilen ekolojik üründe en pahalı girdinin işleme ve dağıtımdaki el emeği olduğunu belirtiyor.
Bugüne gelindiğinde 18 Ekim 2004'te kabul edilen Ekolojik Beslenme ve Tarımda Avrupa Eylem Planı (EAPOFF) ve 1 Ocak 2005'te yürürlüğe girmiş bulunan OTP reformu ile birlikte ekolojik tarım artık AB'nin tarım gündeminin en tepesinde yer alıyor.
1 Ocak 2005'te yürürlüğe giren ve AB'nin tarım sübvansiyonları politikasını baştan aşağı değiştiren en son OTP reformu çerçevesinde İşletmeye Tek Ödeme (Single Farm Payment) adı altında ne ürün ne de üreticiye dönük ve sadece ekoşartlılık (eco-conditionnality) ilkesiyle belirlenecek olan yeni destek politikası çok anlamlı. Ekoşartlılık çevre koruması, gıda güvenliği, hayvan ve bitki sağlığı, ekilebilir alanların çevre ve tarımsal anlamda sağlıklı muhafaza edilmesi temelinde şekilleniyor. OTP reformu ayrıca çevre koruması, hayvan ve bitki sağlığına dönük kırsal kalkınma politikasını öne çıkarıyor.
Ekolojik ürünler Avrupalının gözbebeği!
Avrupa Eylem Planı ise, Komisyon başkanlığında ve bütün üye ülkelerden oluşan Ekolojik Tarım Daimî Komitesi'nin yönetiminde bu yıldan itibaren uygulanmaya başlanacak. 2002 sonundan bu yana yapılan hazırlıklar 2004 başında Brüksel'de toplanan ve üye ülkeler, aday ülkeler, uzman gazeteciler ve yüzden fazla uzman kuruluşun katıldığı bir konsültasyonla somutluk kazanmış ve adı geçen Eylem Planı ortaya çıkmıştır. 21 eylem etrafında şekillenen planla AB ekolojik tarımı, OTP'nin temel ilkeleri olan çevresel bütünleşme ve sürdürülebilir kalkınma için çok önemli bir araç olarak tanımlar. Öngörülen eylemler dört ana hedefe yöneliktir: Tüketiciyi bilgilendirmek ve bilinçlendirmek; Federal (OTP) ve ulusal destek politikalarının etkinliğini artırmak; Ekolojik tarım konusunda araştırma/geliştirme çalışmalarına hız vermek; Üretim normlarını, ithalat koşullarını ve teftiş koşullarını güçlendirmek.
AB'nin ekolojik tarıma malî desteklerine gelince: OTP'nin 2000-2006 döneminde, 2078/92 sayılı Tarımsal Çevre ve 1257/99 sayılı Kırsal Kalkınma Yönetmelikleri uyarınca Komisyon ve ulusal bütçelerden ekolojik tarım tekniklerine geçen ve sunî gübre ve sunî koruma miktarlarını ciddî boyutlarda düşüren AB çiftçisine yılda 3,7 milyar Euro destek öngörülüyor. Bu rakam her ne kadar yıllık 40,5 milyar Euro'luk OTP bütçesinin %10'undan azsa da geçen bir önceki döneme oranla %68'lik bir artış ifade ediyor. Komisyon'un hektar başına verdiği yıllık desteğin üst sınırları, yıllık rekoltede 600 Euro, daimî üründe 900 Euro, terk edilmiş toprağı kazanma amaçlı girişimlerde 300 Euro, ekolojik tarım için geçiş dönemindeki toprakta 725 Euro, tehlike altında ve genetik bozulmaya yüz tutmuş bitkilerin ıslahı için 300 Euro olarak belirlenmiş. Bugün bu desteklerden AB toplam tarım toprağının %25'i yararlanır hale gelmiş, Avusturya, Finlandiya ve bazı Alman eyaletlerinde ise bu oran %70'i aşmıştır. Ekolojik tarım yapan AB çiftçisinin tamamına yakını desteklerden yararlanıyor.
Sonuç itibarıyla bugün her gıdanın ekolojik olanını süpermarkette bulmak mümkün olan ve çığ gibi büyüyen ekolojik ürün pazarının üreticiye en önemli desteği verdiği AB'de ekolojik tarım, daha birkaç yıl öncesine kadar belli bir tüketici sınıfına hitap ederken artık Avrupalı sıradan tüketicinin günlük yaşamına girmiş ve AB'nin tarım politikasının ve genelde sağlıklı yaşam felsefesinin temel dayanağı haline gelmektedir.
Ülkemiz, elindeki insan gücü, toprak kalitesi, 11 binden fazla türle son derece zengin biyolojik çeşitliliği, iklimi ve daha kaybolmamış asırlardır süregelen bilgi birikimine rağmen ekolojik tarım dünyasında son derece zayıf bir konumdadır. Buna karşılık elimizdeki olanaklar ve önümüzdeki AB hazırlık dönemi bu konumdan hızla kurtulmamızı sağlayabilecek dinamiklerdir.
1985 yılında sadece sekiz üründe yapılan organik tarım bugün yüz yetmiş dokuz üründe, 13 bin üretici tarafından, 100 bin hektar alanda ve yıllık 300 bin ton kadar yapılıyorsa da ekolojik tarım toplam tarım üretiminin binde biri seviyesinde seyrediyor. Ancak burada ekolojik olup olmadığı kayıt altına alınmamış geleneksel üretimi de dahil edersek Türkiye'de konvansiyonel olmayan üretimin % 30'lara varabileceği söyleniyor. Tescilli ekolojik üretimin neredeyse tamamı AB'ye ihraç ediliyor; ancak ülkenin bundan kazancı devede kulak. 25 milyar dolarlık pazarda Türkiye'nin payı 37 milyon dolarla sadece % 1,5. İçpazarın durumu ise çok daha zayıf: Ekolojik ürünlerin yıllık içpazar payı sadece 3 milyon dolar civarında.
Ekim 2004'te yayımlanan kapsamlı OECD Türkiye Raporunda kırsal kalkınmanın ve adını vermeden ekolojik tarımın önemine işaret eden şu paragraf özellikle dikkat çekici: İşgücünün % 30'dan fazlası tarım sektöründe istihdam edilmesine rağmen, bu sektör Türkiye'nin gayri safi yurtiçi hasılasına (GSYH) yalnızca % 12 oranında katkıda bulunmakta, bu da bu sektördeki düşük verimliliğin bir göstergesidir. Düşük okuma-yazma oranına sahip pek çok çiftçi, modern tarımsal bilgi ve teknolojiye ancak sınırlı şekilde erişebilmekte ve daha çok geleneksel üretim yöntemlerini kullanmaktadır. Türkiye, meyve ve sebze gibi yüksek katma değerli, emek-yoğun ürünlerin üretimini artırmak için çok uygun doğal koşullara sahip olup, özellikle dış piyasalara, hele bu pazarlar daha da açıldığında bu ürünlerin ihracatını artırabilir. Ancak bu potansiyelin gerçekleşebilmesi ve üreticilerin, uygun üretim tekniklerine, yeni çiftçilik teknolojilerine ve piyasa koşullarına dayanan bir ortamda desteklenebilmesi için tarım sektöründeki danışma ve eğitim hizmetlerinin iyileştirilmesi önemli bir unsurdur. Alternatif istihdam ve gelir kaynağı olarak, çiftçilik dışı kırsal faaliyetler de teşvik edilmelidir.
Ekolojik tarım Türkiye'yi abad eder; çünkü...
Ekolojik tarım denince, akla gelen sayısız avantaj arasında ülkemizi çok yakından ilgilendiren bir nokta, kuşkusuz bu tarım biçiminin emek-yoğun olmasıdır. Yapılan bilimsel çalışmalar üretimin her aşamasında insan emeğinin ne denli gerekli olduğunu bize açıkça gösteriyor. Ekolojik tarım konvansiyonel tarımdan 1,8 oranında fazla işçi çalıştırıyor. (bkz. S. Padel & N.Lampkin (eds.) Economics of Organic Farming: An international perspective, CAB International, Wallingford, 1994- Ekolojik Tarım Ekonomisi: Uluslararası bir perspektif) Ayrıca BM'nin Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) verileri bu tarım biçiminin küçük üreticilerin hayat standartlarını yükseltmek ve aynı zamanda çevreyi ve tüketiciyi korumak için ne denli uygun olduğunu gösterir. Çarpıcı bir örnek için: The Adoption of Organic Agriculture Among Small Farmers in Latin America and the Caribbean - Latin Amerika ve Karaipli Küçük Çiftçilerin Ekolojik Tarım Seçimleri, www.ifad.org içinde. Ekolojik tarımın unutmamamız gereken en önemli getirilerinden birisi de artık bilime dahi başvurmadan günlük hayatta farkına vardığımız iklim değişikliği, doğal alanların, hayvan ve bitki türlerinin hızla yok olmaları, hava, su, toprak kirlenmesi gibi birincil çevre sorunları için benzersiz bir çözüm sunmasıdır. Dünyada çevre koruma anlayışı, özellikle 1992'de Rio'da ve 2002 yılında Johannesburg'da yapılan uluslararası sürdürülebilir kalkınma zirvelerinden bu yana geçen dönemde büyük bir değişikliğe uğradı. Artık tehditlere karşı savaş türleri koruma alan koruma gibi eskiden yaygın olarak kabul gören kavramlar yerlerini doğa ile uyumlu üretim ve tüketim kalıpları sürdürülebilir kaynak kullanımı gibi daha gerçekçi ve insan öğesini içine katan anlayışa bırakıyor. Dünyada ve ülkemizde artık uluslararası finans kuruluşları ve şirketlerin sosyal sorumluluk programları bu tarz yaklaşımları desteklemeyi tercih ediyor, bu projelerden somut sonuçlar bekliyor.
Ekolojik tarıma sadece bir tarım tekniği olarak değil, sağlık ve yaşam reçetesi olarak da bakmak gerekir. Günümüzde şirketlerde, ulusal ve uluslararası düzeyde gündeme gelen sosyal sorumluluk olgusunun bireysel düzeye indirilebilmesi, kişilerde farklılıklara karşı hoşgörü, farkındalık ve sorumluluk yaratılabilmesi ciddî bir bilinçlenmeyi gerektiriyor. Bunun için de toplumsal araçlara ihtiyaç var. İnsanların birbirleriyle ve doğayla yeniden şuurlu bir iletişim, etkileşim kurabilmesi için bunun güncel pratik adımlarının tanımlanması gerekir. İşte bu noktada kendi çocuğuna yedirmediği sebzeyi başkalarının yemesi için yetiştirip bundan para kazanmaya çalışan çiftçimiz ve tükettiği ürünün nereden geldiğini bilmeyen, faydasını-zararını ölçemeyen halkımız için ekolojik tarım yepyeni bir köprü niteliğindedir.
|